22 Kasım 2010 Pazartesi

İNSAN BAZEN....

İnsan bazen gitmek ister.. Karanlıklara doğru yürümek ve hiç dönmemek.. Aydınlıktan kaçarcasına.. Kendisiyle yüzleşmekten korktuğu içinmidir bilinmez.. Aydınlıkta yaşananları görmemek için belkide.. Karanlığa giderken gözlerini kapayarak gitmek ister hemde.. Olurda ufacık bir ışık görür tekrar geriye dönerim düşüncesiyle alabildiğine sıkmak ister gözlerini..
İnsan bazen gitmek ister.. Sevdiği ve belkide onu seven insanları hiç düşünmeden kaybolmak ister.. Öyle bir yer olmalıdır ki gideceği yer, kimse bulamamalıdır onu.. Tabir-i caizse sırra kadem basmak ister..

Bazen daralır insan.. Etraftaki entrikalar, mentrikalar şunlar bunlar.. Daraltır insanı işte! Plastik gülüşlerden, yalancı sevişlerden, çıkarcı dostluklardan midesi bulanır artık.. Saf ve temiz bir dünya çizer hayallerinde.. Oraya gitmek ister.. Ama tek başına gitmelidir oraya.. Onu bekleyen tek birşey olmalıdır orda..

Yalnızlık!

Bazen sessizleşir insan.. Etrafa saçtığı gülücüklerden tek bir iz kalmaz yüzünde.. Çünkü bilir ki eğer gülümserse onada biri gülümseyecektir mutlaka.. İcten olmayan bir gülümseme görüp bir kez daha samimiyetsizlik karşısında yıkılmamak için gülümsemeyi unutmaya çalışır kendince... Ya da ona öyle gelir.. Samimi bir gülümseme dahi olsa inanmak istemez.. Çünkü karşısına hep samimiyetsizlik çıkmıştır onun.. Suya muhtaç toprağa benzer yüreği.. Samimiyete muhtaçtır o yürek!

Bazen canı sıkılır insanın.. Raflarda dolaşır gözleri.. Belki birşeyler bulur okurum düşüncesiyle.. Sonra fotoğraf albümüne takılır gözleri bir hışımla indirir hemen albümü ve ciltleri çevirmeye başlar.. O kadar uzun zaman olmuştur ki albüme bakmayalı resimler yapışmıştır artık ciltlerin üzerine.. Albümün içinde dolaştıkça eski anıları gelir aklına.. Kendisini görür resimlerde.. En sevdiği arkadaşı ile bahçedeki ağaca tırmanırken çekildiği fotoğrafı gördüğünde belkide aylar sonra ilk defa yüzünde gülücük belirir.. Sonra bebekken annesinin kucağında çekilmiş bir fotoğrafına bakar.. Ne kadar küçüktür ne kadar miniminnacıktır.. ”ben bu kadarmıymışım gerçekten!?” diye düşünmekten alı koyamaz kendini.. Hayatın zorlu kollarına atıldıığı gündür o gün.. Ama o bilmez o zamanlar hayatın ona yaşatacağı zor anları..

bilmez birgün büyüyüp karanlık caddelerin karanlık asfaltlarında yol almak isteyecegini..

Bazen tek bir kelime bile insanın canını sıkmaya yeter.. Bazen tepesi atar insanın bazende yüreği yaralanır..
Söylenen sözü kabullenircesine susar bazen.. Hiç birşey söylemez.. Gözleri konuşur sadece, onlarla anlatmak ister herşeyi.. Yüreğine cam kırıntıları serpilmiştir bir kere ve kanıyordur artık.. Fakat acısını belli etmemek için tutar kendini..

İnsan bazen gitmek ister.. Hiç ardına bakmadan çekip gitmek! Bırakmak ister herşeyi bir yerde ve sonsuz yolculuğuna çıkmak ister artık.. Vakit gelmiştir artık onun için.. Geç bile kalmıştır belkide.. Hayatında olan ne varsa kim varsa hepsini elinin tersiyle itip yelken açmak ister artık karanlıklara doğru.. Yüreğindeki bütün kırıntıları, hayatındaki iyi ya da kötü bütün anıları, insanları yanına almadan defolmak ister!..
Ama onlar hep onun takipcisi olacaktır.. Bilir bunu.. Bile bile gitmek ister..
”Karanlık! yalnızlık! aç kollarını! ben geldim…!!” demek ister..

6 Kasım 2010 Cumartesi

Merhaba....

Güzel bir Cumartesi gününden herkese merhaba...
Sonbaharın yalancı güneşine aldanmak keyif veriyor aslında kışın gelişini kabullenmemek derdindeyim..ne üşüyorum ne ısınıyorum..arafda kalmak gibi birşey, Kasımda aşk başka demek gibi...sereserpe nemli çimlere uzanmak, pantalonundaki çim lekelerine aldırmadan çiğdem yemek Bostanlı sahilinde...bu sene kar da yağar diyorlar İzmir'e...kanmıyorum, en son lisede falandım galiba okul müdürümüz davul zurna ekibi çağırıp indirmişti bizi bahçeye...birçok insanın lanet ettiği beyaz-soğuk-pamuklara biz hasret gibi birşeyiz...akşamı sevemedim daha geri alınan saatler güneşimizi de alıp gitti sanki, işten geldiğim o vakit bir sis bulutu içine giriyorum servisden inince...yanık duman kokusu genzimi yakıyor...hele ki çamaşırlarım sabahtan asıldıysa balkona ağlamak istiyorum üzerlerine sinmiş is kokularını burnuma çeke çeke...Kasım başlangıçların sonu gibi kışa başlamak yaza veda etmek kan tazelemek tembellik yaparken içinde yeni arayışlar beslemek gibi...yine her mevsim gibi seviyorum sonbaharı ve bitişini izlemeyi...sanırım artık kışa alışmam gerekecek..

5 Kasım 2010 Cuma

pembiş pabuçlar...

ASOS - Giveaway


Asos'un bu 37 numara tatlı fiyonklu pembe ayakkabısını kazanmak ister misiniz?
Kazanmak için yapmanız gereken sadece 3 sey var...
1. Blogumun izleyicisi olmalısınız.
2. Blog sahibi iseniz blogunuzda link vererek yarışmadan bahsetmelisiniz.
3. Bu posta kazandığınız takdirde size ulasabilecegim bilgiyle birlikte, tatlı bir yorum bırakmalısınız.(Eğer blogunuz yoksa beni izlemeli ve bu yazıya yorum bırakmalısınız..)

Yarışma 22 Kasım 2010 günü sona erecek ve 23 Kasım 2010 da çekiliş sonucu kazanan kişi isterse blog bilgileriyle birlikte açıklanacaktır.


Bu şartlardan biri değil ama blogumu begeniyorsanız bana Trendus 2010 Blog Ödülleri'nde oy verirseniz de beni mutlu edersiniz :)) http://www.trendus.com/blog-odulleri-2010-yarismacilar

Hepinize başarılar...
Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.